12 Şubat 2009 Perşembe

GENEL EKOLOJİ

Tür: Doğal şartlar altında birbirleri ile çiftleşip verimli döller verebilen veya bu potansiyele sahip bireyler olarak tanımlanabilir.

Alttür: Bir türün populasyonlarında görülen coğrafik varyasyonlardır.

Deme: Alttür düzeyinden daha küçük farklılıklar içeren, yayılış alanı daha sınırlı populasyonlardır, yani alttürün içerisinde yayılışı daha küçük bir alanla sınırlanmış alttür içi coğrafik bir varyasyondur.

Populasyon; belirli bir alanı işgal eden aynı türden oluşmuş bireyler topluluğu olarak tanımlanabilir. Populasyonların işgal ettiği alanlar

Habitat: Organizmanın doğal olarak bulunduğu, bütün yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü alan şeklinde tanımlanabilir.

Kommunite : Bir alanda bulunan bitki ve hayvan türlerinin oluşturduğu populasyonların tamamına denir.

Biomas : Belirli sınırları olan bir habitattaki kommunitenin bir ağırlığı vardır, buna biomas denir.

Örtü : Biomasın yanında habitatı kaplayan vejetasyon tipi ve kaplama oranıdır.

Niş : Türün yaşam alanı içerisinde yani habitatında bir türün adresi niteliğinde olan yuvalandığı, beslendiği, ürediği, ve evrimsel adaptasyonlarını kazandığı yer.

Dominans : Aynı türe ait bireyler topluluğu olan populasyonlar içinde bulundukları habitattı ve beraber yaşadıkları diğer diğer populasyonları bir etkileyiş şeklidir.

Abundans : Habitattaki türlerin birim alandaki bolluğu
Frekans : Habitattaki türlerin birim alandaki sıklığı
Makrohabitat : Genelde homojen bir yapı oluşturmaz ve kendi içinde küçük alt birimlere bölünebilir.

Mikrohabitat : Bu küçük alt birimler olarak bilinir.

Süksesyon : (sıralı değişim) Bir alanda kommüniteyi oluşturan türlerin zaman içerisinde ardışık olarak ortaya çıkmasına denir

Klimaks : (doruk noktası) Süksesyon en son ve dengeye ulaşmış evreye ulaşmış haline denir.

Biome : Klimaksa ulaşmış kommünite ile karakterize edilen coğrafik alana denir.

Primer prodüktivite :Bitkisel organizmaların güneş ışığı, su ve topraktaki mineralleri kullanarak ve kendi besinlerini fotosentezle yaparak (ototrofluk) ekosistemde bitkisel bir biomas oluşturmasıdır.

Sekonder prodüktivite : Bitkisel organizmaların oluşturduğu biomas hayvansal organizmalar tarafından tüketilir ve hayvansal organizmaların sayı ve ağırlığında artış kaydedilir, bu durum sekonder prodüktiviteyi oluşturur.

Cyclomorphosis: Bazı tatlı su omurgasızlarında (Zooplankton) sıcaklığa bağlı bazı morfolojik değişikliklerin oluşmasıdır.
Maksimum Hayatta Kalma Sıcaklığı: Hayvansal organizmanın yaşamını sürdürebildiği en yüksek sıcaklık.

Minimum Hayatta Kalma Sıcaklığı : Hayvansal organizmanın yaşamını sürdürebildiği en düşük sıcaklık derecesine sıcaklığı denir.

Maksimum Efektif Sıcaklık : Sürekli aktif olarak yaşanabilen en yüksek sıcaklık derecesidir.

Minimum Efektif Sıcaklık : Sürekli aktif olarak yaşanabilen en düşük sıcaklık derecesi olarak bilinir.

Ametabol böcekler: Yumurtadan çıkan larva ergine benzer. Daha küçüktür ve eşeysel olgunluğa ulaşılmamıştır. Kanatsız ilkel böceklerde bu tip başkalaşım vardır.
Hemimetabol böcekler: Yumurtadan çıkan bireyler nimfler, şekil olarak ergine benzemez ve renkleri de genellikle erginlerden farklıdır. Bu başkalaşım tipinde Nimfler suda yaşar solungaçları ile solunum yapar. Ephemeroptera ve Odonata` da bu tip başkalaşım vardır.
Paurometabol böcekler: Yumurtadan çıkan bireyler ergine benzer ve Nimf olarak adlandırılır. Fakat kanatları çıkmamış ve eşeysel yapıları tam gelişmemiş vaziyettedir. Buna Orthoptera örnek verilebilir.
Holometabol böcekler: Yumurtadan çıkan bireyler, larva pup - krizalit evreleri geçirirler. Larva yani tırtıl pupa evresine girer (koza örer) pupadan ergin bireyler çıkar. Lepidoptera örnek verilebilir.
Hibernasyon : Soğuk ve yaşam için uygun olmayan bir sezonun metabolizma hızını azaltarak geçirmek olarak tanımlanabilir
Poikiloterm : Vücut sıcaklığı oluşturup bunu sabit tutamadığı için soğuk kış aylarında zorunlu olarak bir uyuşukluk içerisine giren ve havalar ısınıncaya kadar böyle kalan soğukkanlı hayvanlara denir.

Fotokinezis :Işığa karşı tepki gösterme olayına denir :
Işık kaynağına yönelme veya kaçma davranışı fototaksis olarak isimlendirilir.
Işık kaynağından tedirgin olma ve karanlığı tercih etme davranışı ise ortokinesis olarak bilinir.
Hayvanın hareketinin ışıkta armasına ise klinokinesis denir.
Vücudunda tek taraflı ışık reseptörü olan bazı larvalar ışık karşısında vücutlarını sağa sola bükerek ışıktan kurtulmaya çalışırlar buna klinotaksis denir.
Aynı şiddette ışık kaynağı karşısında organizma bu iki ışık kaynağının orta çizgisini takip ederek kaçma hareketi gösterirse veya yaklaşırsa buna tropotaksis denir.

Humus : Topraktaki mikroorganizmalar tarafından ayrışmaya uğratılan ve henüz ayrışmasını tamamlamış siyah, koyu kahverengi renkli amorf organik madde kalıntısına denir.

Autekoloji: Bir türün tek tek bireyleri üzerinde yapılan ekolojik çalışmalardır.
Demekoloji: Bir türün populasyonu üzerine yapılan ekolojik çalışmalardır
Sinekoloji: Ekosistem ve ekosistemdeki tür toplulukları üzerine yapılan çalışmaları ifade eder.

Mutualizm : Farklı türe ait her iki organizmanın karşılıklı olarak birbirinden yararlanması
Simbiyozim : Mutualizmden daha geniş anlamda iki ya da daha fazla türe ait organizmaların karşılıklı olarak birbirinden yararlanacak şekilde topluca yaşaması
Kommensalizm : Farklı türe ait organizmalardan birinin diğerinden yararlanması, ötekinin olumlu veya olumsuz etkilenmemesi
Parasitizm : Diğer organizmlar üzerinden onları öldürmeden beslenme şekli
Kannibalizm : Bir tip predasyondur, av ve avcı aynı türün bireyleridir.

Tek eşli türlere Monogam, çok eşli türlere Poligam türler denir. Poligam türlerde kendi içerisinde erkeğin çok eşli olması Poligini, dişinin çok eşli olması Poliandri olarak bilinir. Hem erkeğin hem de dişinin çok eşli olması Poliginandri olarak bilinir. Ayrıca bazı türlerde özellikle kuş türlerinde erkek ve dişi bir birinden çok uzakta bulunur. Üreme zamanı erkek dişiler tarafından ziyaret edilir, erkek kendine gelen dişilerle tekrarlanan kısa süreli eş bağlantıları kurar buna Promiskuiti denir.

èHabitatın genel olarak dört temel boyutu vardır :

1. Zamansal (temporal),
2. Alansal (spatial),
3. Fiziko-kimyasal,
4. Biyotik

èİklim kutuplardan ekvatora doğru kaba bir şekilde beş ana grup altında sınıflandırılabilir :
Polar (artik) iklim,
Soğuk orman iklimi (sert kış ile karakterize: boreal),
Sıcak, ılıman, yağmurlu ilklim (yumuşak kış ile karakterize),
Kurak iklim (Subtropik),
Tropik orman iklimi (bütün sezonlarda sıcak),

è Başlıca biyomlar :
1.) Tropik ormanlar: Bu tip ormanlar genelde ekvator etrafında bulunurlar, yıllık yağış ortalama 240 cm’den fazla, ortalama sıcaklık 17 derecenin üzerindedir. Bu tip ormanlarda sıcaklık ve su sınırlayıcı faktörler değildir, beklenenin aksine aşırı yıkanmadan dolayı toprak humus bakımından fakirdir. Bu bakımdan tropik orman topraklarının tarıma elverişliliği düşüktür. Ancak tür çeşitliliği çok fazladır.
2.) Yapraklı ılıman ormanlar: Bu tip ormanlarda en soğuk ayda sıcaklık genelde – 12 derecenin altına düşmez, yağış 75 - 200 cm arasındadır. İçinde barındırdığı faunanın tür çeşitliliği oldukça fazladır. Rusya, Avrupa ve Türkiye kıyılarında bulunur.
3.) Çöller: Susuz oluşu ile karakterizedir ve su önemli bir sınırlayıcı faktördür, çöller genelde 30º K ile 30º G enlemleri arasında bulunurlar, yağış ortalaması 70 cm’nin altındadır, bitki örtüsü % 10 ve daha düşüktür. Faunanın tür çeşitlliği az olup gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok fazladır.
4.) Çayırlıklar: Genelde çöller ile ılıman ormalar arasında kalan bazı bölgeleri kaplarlar. Yağış 25 – 70 cm arasındadır ve toprak oluşumu oldukça iyidir. Bu bakımdan aynı zamanda tarıma elverişli arazilerdir. Tür çeşitliliği oldukça fazladır. Türkiye’nin İç Anadolu, Doğu Anadolu kesimlerinde, Orta Asya’da ve Kuzey Amerika’da bulunur.
5.) Taigalar: Tundra kuşağının güneyinde, ılıman orman ve çayırlık zonunun kuzeyinde yer alan iğne yapraklı orman kuşağıdır. Özellikle omurgasızlar ve soğuk kanlı omurgalı türleri azalma gösterir. Bu tip alanlara Rusya’nın kuzeyinde Sibirya kesimlerinde rastlanır.
6.) Tundralar: Dünyanın % 20’si kadarını kaplarlar ve yalnız kuzey yarım kürede bulunan (Artik bölgede) ot, liken ve bodur çalılarla örtülü düz arazi kuşağıdır. Yağış 25 cm’den azdırve kış sıcaklık ortalamsı – 35 derece kadardır.
7.) Çalılık alanlar (maki): Akdeniz bölgesine özgü, kıyıdaki dağların denize bakan yüzeylerinde gelişen maki vejetasyonu ile karakterize edilir. İçerisinde zengin bir fauna barındırır.
Bu yedi biomdan başka gerçek anlamda biom olarak tanımlanmasalar da kendilerine özgü farklı özelliklere sahip olmalarından dolayı Dağlık alanlar, Tatlısu ve Deniz kommünitelerini de farklılaşmış alanlar olarak dikkate almak gerekir.
8.) Dağlık alanlar: Bulunduğu coğrafyaya göre önemli farklılıklar gösterir. Yukarı enlemlere doğru gidildikçe sıcaklık ortalaması düşer ve buna bağlı olarak tür çeşitliliği azalır. Aldığı yağış bulunduğu enleme göre değişir. Yüksekliğe bağlı olarak kendine özgü bir faunaya sahiptir, bazen yüksek kesimleri bazı hayvan türleri için bir sığınak oluşturur. Bu nedenle kalıntı (relict) türleri içinde barındırabilir.
9) Tatlısu kommüniteleri: Dünya yüzeyinin % 2 kadarını kaplar, göller ve akarsulardan oluşur. Faunası bulunduğu coğrafyaya göre değişkenlik gösterir. Ayrıca soğuk enlemlere doğru tür çeşitliliği de azalır.
10.) Deniz kommüniteleri: Yeryüzünün % 70’den fazlasını kaplar, ortalam derinliği 3750 metre, tuzluluğu % 3.5 kadardır. Tuzluluk oranı bulunduğu coğrafyay göre önemeli değişiklikler gösterir. Denzi ekosistemlerei derinliğe bağlı olarak farklı zonlar gösterir, herbir zonda kendine özgü fauna elemanları gelişmiştir. Tür çeşitliliği özellikle ılıman ve tropik denizlerde çok fazla iken kuzey enlemlere doğru azalır.



èEkosistemin temel bileşenleri :
1) Abiyotik faktörler
2) Biyotik faktörler
Sıcaklık
Bitkiler
Fotoperiyod (gün uzunluğu)
Hayvanlar
Yağış, su, nem, rüzgar, yükseklik
Mantarlar
Toprak yapısı, pH
Bakteriler, viruslar



Biyoklimatik kural: Kuzey yarım kürenin ılıman kuşağında baharda bitkilerin yapraklanması, çiçek açması, meyve vermesi gibi bazı biyolojik olaylar kuzeye doğru birbirini izleyen her enlemde veya aynı enlemdeki her 100 – 130 metre yükseklikte 3 – 4 günlük gecikme ile olur. Yaz sonunda aynı ilişki ters yönde izlenir. Ayrıca kuzey enlemlere gidildikçe hayvanları göçe başlamaları, kışlama davranışı göstermeleri daha erken olmaktadır.
Hopkins kuralı: Enlemlerde görülen bu farklılık doğudan batıya her 5 boylamda da gözlenmiştir. Doğudan batıya gidildikçe bahsedilen biyolojik olaylarda 4 günlük bir öncelik vardır.

èSıcaklığın hayvanların morfolojileri üzerine etkisi:
Gloger kuralı: Sıcak ve nemli yerlerde yaşayan memeli ve kuşlar, serin ve kurak yerlerde yaşayan akrabalarına göre daha koyu renkli olma eğilimindedirler. Bu özellik kuzey enlemlerinden tropikal enlemlere gidildikçe memeli ve kuşlarda açık bir şekilde görülür. Bunun nedeni düşük sıcaklılarda renk maddesi olan melanin oluşumunun engellenmesidir. Enlemsel farklılıkların dışında farklı sıcaklıklarda yetiştirilen bazı kelebek larvalarından çıkan kelebeklerin renklerin sıcaklığa bağlı olarak değişim gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca yaz ve kış sıcaklığındaki farklılıklar da Karnivorlardan bazı Mustelidlerin (örneğin: Mustela nivalis= gelincik) yaz ve kış kürklerinin rengini etkiler; kışın kar beyazı olan kürk yazın tamamen kahverengidir.
Bergman Kuralı: Kuzey enlemlerde yaşayan sıcakkanlı hayvanlar, sıcak yerlerde yaşayan akrabalarına göre daha büyük olma eğilimindedirler. Yapılan çalışmalar bu bazı böcek türlerinin de bu kurala uyduğunu göstermiştir. Bergman kuralının temelinde hayvanın enerjisini ekonomik kullanma eğilimi yatar. Büyüklüğünün hayvan için iki farklı anlamı vardır; 1) sahip olduğu yüzeyin genişlemesi, 2) vücut hacminin artması. Bilindiği gibi yüzey m2 ile artarken hacim m3 şeklinde artmaktadır. Bunun anlamı; hacimdeki artışa uygun bir yüzey artışının olmamasıdır. Dolayısıyla büyük hacim oransal olarak küçük yüzey demektir ve büyük hacmin ürettiği metabolik enerjinin küçük yüzeyden kaybı da oransal olarak daha az olur. Tersini düşünürsek yani hayvanın vücudu küçüldükçe hacimdeki azalma yüzeydeki azalmaya göre daha fazladır ve üretilen metabolik enerji hacime göre büyük yüzeyden kolaylıkla kaybedilebilir. Bunu karşılamak için hayvanın daha hareketli olması yani daha fazla besin araması ve tüketmesi gerekir. Bu nedenle enerjinin hayatta kalmak için daha fazla önem taşıdığı kuzey enlemlerindeki hayvanlar güneydeki akrabalarına göre daha büyük olma eğilimindedirler ve beslenme ve günlük aktiviteleri daha azdır.
Berman kuralı soğukkanlı hayvanlardan ikiyaşamlı ve sürüngenlere uygulandığında tersi bir durum görülür. Soğuk bölgelerde yaşayan bu hayvanlar sıcak bölgelerdeki akrabalarına göre daha küçük boylu olurlar. Örneğin: İkiyaşamlılardan lekeli semender Salamandra salamandra karasal ekosistemlerde nemli ormanlarda yaşar. Güneye gidildikçe büyük büyüklüğünde artış görülür; Orta Avrupa ülkelerinde 20 cm, Güney Avrupa ülkelerinde 28 cm, İsrail’de ise 30 cm ortalama boy uzunluğuna sahiptir.
Allee Kuralı: Soğuk iklimlerde yaşayan sıcakkanlı hayvanların kulak, kuyruk ve ayaklar gibi ekstremite büyüklüklerinde bir gerilemenin olmasıdır. Örneğin; Çöl tilkileri çok uzun bir kulağa sahipken kutup tilkilerinde kulak oldukça kısadır. Bu özellik tavşanlarda da oldukça belirgindir. Ayrıca bu farklılık güneyden kuzeye geniş bir alanda yayılış gösteren aynı türün alt türlerinde de görülebilir. Allee kuralının geçerliliği laboratuvar denemelerinde de gösterilmiştir.Örneğin; 31 – 33.5 derecelik sıcaklıkta üretilen ev farelerinin populasyonunda (Mus musculus) kuyruk uzunluğu, 15 – 20 derecelerde üretilen populasyondan daha fazla olmaktadır. Civcivlerle yapılan bir çalışmada; 6 derece yetiştirilen civcivlerin 10 derecede yetiştirilenlerden daha ağır, kuyruk ve bacak uzunluğu daha kısa olduğu belirlenirken, 10 derecede yetiştirilen civcivlerin ağırlığının daha az, kuyruk ve bacak uzunluklarının daha uzun oldukları saptanmıştır. Allee kuralı bazı böcekler için de geçerli olabilmektedir.
Jordan Kuralı: Düşük sıcaklıklarda yaşayan balıklar sıcak sularda yaşayan akrabalarına göre daha fazla sayıda omura sahiptir. Yapılan çalışmada 4 – 5 derecelik sularda yaşayan balık türlerinde 56 omur bulunurken, 10 - 11 derecede yaşayan türlerde bu sayı 54 olarak belirlenmiştir. Bunun nedeni soğuk sularda eşeysel olgunluğa erişmenin daha geç olması, büyüme faaliyetinin daha uzun sürmesi olarak açıklanmıştır.

èParçacık büyüklüğüne göre toprak türü :
Parçacık çapı ve büyüklüğü
Toprak türü
2 mm’den büyük
Çakıl
2 – 0.2 mm arası
Kaba kum
0.2 – 0.02 mm arası
İnce kum
0.02 – 0.002 mm arası
Mil (Silt)
0.002 mm >
Kil

èToprak profili yüzeyden aşağıya doğru :
O; Organik madde döküntülerinden oluşmuş en üst kısmıdır. Burada henüz tam ayrışmamış bitkisel materyal ince bir örtü oluşturur.
A1; Humusça zengin koyu renkli topraktır. Mineralce kısmen zengin, henüz parçalanmasını tamamen tamamlamış organik madde içerir.
A2; Minerallerin en fazla yıkanmaya uğradığı, humusun kısmen daha az olduğu daha açık renkli zondur.
B; Kendi içinde alt zonlara ayrılır. Yıkanan mineral maddelerin biriktiği, organik maddenin yani humusun az olduğu ana kaya üzerindeki kısımdır.
C; Zayıf havalanan ve ana kayanın parçalanmasından oluşan ana kaya üzerindeki kısımdır.
D; Havalanmanın olmadığı ana kayadır.
Toprak içerdiği parçacık büyüklüğü ve parçacıkların oranına göre fiziksel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırılır;
Taşlı topraklar; Taş içeriği % 80 kadar olabilir. Humus, kil, kireç içeriği çok azdır ve suyu iyi geçirir.
Kumlu topraklar; Kum miktarı % 80 civarındadır. Mineral içeriği, humus oranı düşük suyu iyi geçiren topraklardır.
Tınlı topraklar; Bu tip topraklarda % 50 - 80 oranında kum, % 50 – 20 oranında kil bulunur. Humuslu veya humussuz olabilir. Suyu güç geçirirler.
Killi topraklar; Kil oranı % 50 – 60 kadardır. Su tutma kapasiteleri ve absorbsiyon güçleri yüksektir. Suyu geçirmez, bataklık ve su birikintilerinin oluşumuna izin verir.
Kireçli topraklar; İçinde kalsiyum karbonat oranı % 50’nin üzerindedir, organik madde ve mineral kısmen fazla bulunur.
Humuslu topraklar; Topraktaki humus oranı % 20’nin üzerine çıktığı zaman bu tip topraklara humuslu topraklar denir.
Humuslu toprakların pH’sı düşüktür yani asitliği fazladır ve azot bakımından zengindir. Buna karşın içerdiği fosfor ve diğer mineraller bakımından fakirdir. Toprak oluşumunda iklim ve vejetasyon ana kaya ile birlikte birinci derecede belirleyici faktörlerdir.
èYeryüzündeki toprak tipleri ise :
I. Zonal (= Toprak profili düzenli oluşumunda iklim ve vejetasyon yapısının etkili olduğu, düz ve iyi drenajlı arazilerde oluşan toprak tipidir). Tundra toprakları, Çöl toprakları, Kestane ve kahverenkli topraklar, Çernezyom toprakları, Preri toprakları, Podzol topraklar, Terraroza – kırmızı topraklar olmak üzere yedi alt gruba ayrılabilir.
II. İntrazonal (= Topografik faktörlerin, drenaj ve ana kayanın etkili olduğu topraklardır. Toprak oluşumu tamamlanmamış ve horizonlar tam oluşmamıştır. Genelde A ve C horizonları belirgindir). Halomorfik, Tuzlu topraklar ve Tuzlu – alkali topraklar olarak üçe ayrılır.
III. Azonal (= Eğimli yamaçlarda, devamlı su taşkınlarına uğrayan ovalarda, genç alvüyonal ve volkanik birikintiler üzerinde oluşan horizonlaşma göstermeyen genç topraktır). Alifsol, Aridsol, Entisol, Histosol İnseptisol, Mollisol, Oksisol, Spodosol, Ultisol, Vertisol gibi gruplara ayrılır.

èDoğada populasyonların yayılışı :
1) Düzenli dağılım, 2) Kümeli dağılım 3) Rasgele dağılımdır.

èGenel olarak doğadaki populasyonlarda 3 tip hayatta kalma eğrisi belirlenmiştir :
I. tip:Konveks bir eğridir. Başlangıçta populasyonu oluşturan bireylerde ölüm oranı çok düşüktür ve bu düşük ölüm oranlı periyot yaşam süresinin yarısına kadar sürer, daha sonra ölüm oranı hızlı bir şekilde artar ve populasyondaki yaşlı bireylerin sayısı azalmış olur.
II. tip: Oldukça doğrusal azalan bir eğridir. Yaşam süresi uzadıkça hayatta kalan bireylerin sayısı azalır. Yani böyle eğri veren populasyonlarda ömür uzunluğu ile populasyondaki birey saysı arasında ters orantı vardır.
III. tip: Konkav bir eğridir. Yaşamın başlarında ölüm oranı hızlıdır ve populasyondaki birey sayısı hızlı bir şekilde azalır. Yaşam süresü ilerledikçe ölüm hızı azalmaya başlar ve ömür uzunluğuna bağlı olarak ölüm hızı yavaşlar. Dolayısıyla hayatın daha başlarında bile populasyondaki birey sayısı oldukça azdır.

èYaş Piramitleri :
a) Büyüyen populasyonlar: Böyle populasyonlarda doğum oranı yüksek ve populasyondaki birey sayısı artışı üstseldir. Böyle bir piramidte genç bireyler en fazladır. Bunu ergin ve yaşlılar izler.
b) Kararlı populasyonlar: Büyüme oranı yavaş ve sabit olan populasyonlarda görülen bir piramid şeklidir. preproductive faz yani genç bireylerin oluşturduğu fazda birey sayısı üreme fazının birey sayısına hemen hemen eşittir. Postreproductive fazdaki birey sayısı ise en azdır.
c) Azalan populasyonlar: Doğum oranı çarpıcı bir şekilde azdır. Buna bağlı olarak prereproductive fazındaki birey sayısı en azdır. Bunu yaşlı bireyler takip eder, populasyonda ergin birey sayısı en fazladır.
èBu üç tip yaş pramidin oluşumunda etkili olan faktörler:
1) Yaş grubları üzerine farklı predetör etkisi,
2) Yaş grubları üzerine hastalık faktörlerinin farklı etkisi,
3) Yaş gruplarının ortamdaki diğer türlerle farklı rekabet gücü,
4) Populasyondaki bireylerin üreme potansiyeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder