Ecstasy, merkezi sinir sistemini uyaran, amfetamin türevi, halisünasyonlara da sebep olabilen sentetik bir uyuşturucudur. İngilizce kökenli bir sözcük olup Türkçe karşılığı aşırı mutluluk, coşkudur. Piyasada tablet, kapsül, toz ve sıvı formları mevcuttur. İlk olarak çeçe sineği gibi böcekler soktuğunda insanları uyku halinden kurtarmak için 1912 yılında üretildiği bilinen Ecstasy’nin uyuşturucu olarak kullanımı ilk defa 1985 yılında Hollanda’da rapor edilmiştir. Kullanımı, 1980’li yıllarda kısmen genç insanlar arasında ev müzik (house music olarak söylenimi daha yaygındır) kültürünün yaygınlaşması ile birlikte hızlı bir yükselişe geçmiştir. Moda uyuşturucular olarak bilinen bu tip sentetik maddelerin üretilmesi, genelde var olan etken maddenin özel muameleler ve kimyasal yöntemlerle moleküler anlamda değişiklik yapılması neticesinde birtakım ara maddelerin de katılmasıyla yapılmaktadır.
Ecstasy, kimyasal adıyla MDMA (3, 4-metilendioksimetamfetamin), ağızdan alınan bir haptır. Haplar değişik şekil ve markalarda mevcuttur. Bazı durumlarda MDMA toz halinde satılmaktadır. Hap şeklindedir ama asla yasal kullanımı yoktur, dolayısıyla denetim altında değildir. Genel bir kullanıcının bir "doz" içerisinde hangi maddeleri bulunduğunu bilmesi bu sebeple imkansızdır. Tipik bir doz olarak 100-125 mg dört ila altı saat etkisini gösterir.
Türkiye’de özellikle son yıllarda elektronik müzik kültürünün yaygınlaşması ve bu müzik tarzıyla ilgili olarak organizasyon ve partilerin düzenlenmesi, gece klüplerine olan talebin artması, büyük şehirlerde genç nüfusun artması gibi nedenlerle ecstasy’e olan ilgi bir hayli artmıştır. Bu maddenin kullanımı ve satışı kanunen yasak olması nedeniyle satıcı kimseler genellikle gece klüpleri ve benzeri mekanlarda satış yapmakta ya da kullanıcı kimse genellikle varoş mahallelerde yaşayan satıcıyı bulup bu maddeyi temin etmektedir. Argoda uyuşturucu satışı yapan kimseye ‘torbacı’ ; ecstasy’ e ise ‘şeker’, ‘taki’, ‘dalga’, ‘papik’ gibi isimler söylenmeke ve ecstasy’nin kullanan kişinin metabolizmasında etkisini göstermeye başlamasına ise ‘patlamak’ denir.
Ecstasy kullananlar kendilerini açılmış, rahatlamış, güzel, korkusuz, toleranslı ve etrafındaki insanlara bağlı olarak tanımlarlar. Genellikle sosyal ortamlarda kullanılan ecstasy duygusal (seksüel olması gerekmez) bir madde sayılır. Ecstasy alındıktan yaklaşık 45 dakika sonra kullanıcılar etkisine girerler. Bu madde sinir hücresine girdikten sonra serotoninin bol miktarda salınımına neden olur ve seratonin üreten enzimleri engeller. Ecstasy’ nin en önemli etkisi kişiyi aktive etmesi ve bilinç değişikliklerine neden olmasıdır. Bu etkiler alınan doza ve kişinin içinde bulunduğu ruhsal duruma doğrudan bağlıdır. Alındıktan 20 ile 60 dakika içinde etki göstermeye başlar. hafif derecede etkileri gözlenebilir.
İlk bir saat içinde en güçlü etkiyi yapar. Dört ile altı saat içinde bu etki sonlanır. Ertesi gün içinde de kimi zaman ecstasy, beden ısısını ve kan basıncını artırır. Sıcak, havasız ortamlarda ve çok hareket sonrası beden ısısı ciddi boyutlara ulaşır. Ağızda kuruluk, dişlerde tatsız bir his algılanabilir, yönelim ve algı bozukluğu yaratır. Diğer insanlara karşı yakınlık hissi, kendini rahat hissetme, görsel algıda bozulmalara yol açmaktadır. Kişi kendini enerjik ve aldırmaz hisseder.
Ecstasy kullananların göz bebekleri genişler ve ışığa hassasiyet artar. Çeneyi sıkma ve diş gıcırdatma gözlemlenebilir etkilerdendir. Duyum artar ve kullanıcılar çoğu zaman bunu dans etme isteği, konuşma ve dokunarak ile gösterir. Kullanıcılar çoğu zaman abartılı şefkat hareketleri gösterebilir. Bazı kullanıcılar tecrübeden sonra 48 saate kadar kendilerini depresif hissettiklerini belirtmektedir. Uzun süreli kullanımda etkilere ulaşmak daha zorlaşabilir. Fiziksel olarak bağımlılık yaratmasa da, "yaşanılan sanalı" kovalama veya ulaşma ihtiyacı olabilir, bu da doz artımına ve daha sık kullanıma sebep verebilir. Kullanımdaki artışla beraber kullanıcılar sık sık kendilerini yorgun hisseder, çeneleri ağrır ve mutlulukları azalır. Depresyondan ve tükenmeden kaçınmak isteyenler hem dozda hem de kullanım sıklığında artırma geliştirirler.
Çok sayıda ters etkileme olduğu bildirilse de vücut ısısındaki tehlikeli derecede artış Ecstasy'nin bilinen yaygın tehlikelerinden biridir. Vücut ısısının artması sıcak ve genellikle havasız ortamlarda uzun süre dans etmekten, vücuttaki sıvı miktarının azalması gerçekleşir. Ölüm; aşırı dozdan görülmekle birlikte, genellikle vücut ısısının artması, su ihtiyacı ya da diğer bir uyuşturucu madde ile karıştırma ile bağlantılıdır.
Ecstasy’nin uzun zamanlı etkileri halen araştırma altındadır. Bazı araştırmacılar uzun süreli kullanımların kalıcı beyin hasarlarına yol açabileceği değerlendirilmektedir. Bazı çalışmalar Ecstasy’ nin vücuttaki seratonin ve dopamin seviyelerini etkilediğini göstermektedir fakat bunun uzun süreli etkilerinin ne olabileceği halen açık değildir. Ecstasy kalbin ritim bozukluğuna sebep ve hipertansiyon ve kalp hastalıklarının tetikleyicisi. olabilmektedir.
3 Kasım 2009 Salı
Uyuşturucu Etkileri Crack
Kokainin sigara gibi içilebilir küçük parçalar halindeki formuna verilen addır. Crack kokain HCl’nin (hidrolkorür) amonyak, sodyum bikarbonat (pişirme sodası) ve suyla karıştırılması, ısıtılarak kokain alkoloidin baz karışımın tuzunun (hidrokloroid) ortaya çıkarılması sonucunda elde edilir.
Crack tanımı, karışımın yakılarak içildiğinde çıkan kırılma seslerinden ortaya çıkmıştır. Crack yakılarak içilir. Tütün ve nargileyle kullanılır. Kullanıcılar ve satıcılar arasında "taş" ismiyle bilinir. Eroin ve kokain bağımlılığından en az 3 kat daha ağırdır. Burun yolu ile alındığında, 10 saniyeden daha az bir sürede beyine ulaşır. Bu madde etkisi açısından kokainden en az 10 kat daha hızlı ve ölümcüldür.
Sürekli kullanıldığında uykusuzluk, sinir bozuklukları, çok ciddi paranoya, şizofreni, cinayet veya intihara kadar götüren stres yapar. Kullanıcı çok hareketli, aktif, sinirli ve kızgın olur. Boğuk seslilik, bronşit ve diğer solunum problemlerine yol açar. İştahsızlık sonucu kilo kaybına neden olur. Beyinin biyokimyasal yapısını bozar ve bütün uyuşturucu maddelerden daha çabuk bağımlılık meydana getirir.
Crack tanımı, karışımın yakılarak içildiğinde çıkan kırılma seslerinden ortaya çıkmıştır. Crack yakılarak içilir. Tütün ve nargileyle kullanılır. Kullanıcılar ve satıcılar arasında "taş" ismiyle bilinir. Eroin ve kokain bağımlılığından en az 3 kat daha ağırdır. Burun yolu ile alındığında, 10 saniyeden daha az bir sürede beyine ulaşır. Bu madde etkisi açısından kokainden en az 10 kat daha hızlı ve ölümcüldür.
Sürekli kullanıldığında uykusuzluk, sinir bozuklukları, çok ciddi paranoya, şizofreni, cinayet veya intihara kadar götüren stres yapar. Kullanıcı çok hareketli, aktif, sinirli ve kızgın olur. Boğuk seslilik, bronşit ve diğer solunum problemlerine yol açar. İştahsızlık sonucu kilo kaybına neden olur. Beyinin biyokimyasal yapısını bozar ve bütün uyuşturucu maddelerden daha çabuk bağımlılık meydana getirir.
Etiketler:
Crack,
Stimulant Uyuşturucular,
uyuşturucu
Uyuşturucu Etkileri Kokain
Merkezi sinir sistemine uyarıcı etki yapan kokain genel olarak tıbbi alanlarda da kullanılabilen diğer birçok uyuşturucu gibi değil, uyuşturucu kullanıcıları tarafından kullanılan bir maddedir. Erythoxylon Coca (Koka) isimli bir bitkinin yaprağının farklı kimyasal maddelerle muamele edilmesinden baz kokain elde edilir. Baz kokain beyaz kristalize bir tozdur. Bu maddenin hidroklorik asitle işleme tabi tutulması sonucunda kokain elde edilmektedir. Yaklaşık 300 kg. koka yaprağından ½ kg. kokain elde edilmektedir. Elde edilen kokain borik asit veya sodyum bikarbonat gibi beyaz toz halde bulunan maddelerle karıştırılarak saflığı azaltılmaktadır.
Koka bitkisi nemli ve sıcak iklimleri sevmektedir. Bu yüzden Orta ve Güney Amerika ülkelerinde, çoğunlukla da Peru, Bolivya, Brezilya, Ekvador ve Kolombiya’da doğal yetişme ortamı bulmaktadır. Bilhassa And Dağlarında bu bitkiye çokça rastlamak mümkündür. Bölgedeki birçok yerli kabile halen hafif, uyarıcı bir etki amacıyla koka yaprakları çiğnemektedir. Koka bitkisinin yapraklarında tabii olarak bulunan stimulan uyarıcı bir maddedir. Bu yapraklar B1 vitamini, ribofilavin ve C vitamini ile protein gibi besleyici maddeler de içerir. 55-60 gr kadar koka yaprağı erişkin bir kimsenin günlük minimum vitamin ihtiyacını karşılar. Koka yapraklarının Avrupa’ya İspanyollar tarafından götürülmesine rağmen kokain Avrupa ‘da büyük bir ilgi uyandırmadı. Bu ilgi eksikliği uzun deniz yolculuğu sırasında koka yapraklarının bozulması ve bunun sonucu düşük miktarda aktif madde içermesi ile açıklanabilir. Ayrıca Avrupa iklimi bu bitkinin yetişmesi için uygun değildir.
Bilim adamaları kokaini bitkinin yapraklarından 1860 yılından kısa bir süre önce elde etmişlerdir. Kokainin izolasyonu, kimyasal özellikleri ve farmakolojik adlandırılması ilk defa Alman kimyacı Albert Niemann tarafından başarıldı. Aynı zamanda İtalyan Nörolog Paola Mantegatta kendisinde deneyip bulduğu psikolojik etkilerini ayrıntılı olarak tarif etti.
Kokain kullanmada en sık kullanılan yol burna çekme (snorting) dir. Popüler metod, bir ayna üzerinde kokainden çizgiler yapmak ve bir çubuk ya da rulo yapılmış banknot ile burundan derin nefes alarak çekmektir. Yaklaşık olarak 3 dk. İçerisinde etkisini göstermeye başlar. Yüksek dozda burundan alınması halinde burnun çekilen deliğinin bulunduğu yüzün bir bölümü uyuşur ve bir süre sonra da kasılarak kısmi felç yaratabilir. Alkol ile alındığında bulantı, kusma, bas dönmesi olur. Terleme, gözlerde hassaslık, yabancılaşma görülür. Kokain kullanmada kullanılan diğer bir yöntem ise enjeksiyon (shooting) dur. Burundan çekme (snorting) yöntemine göre daha risklidir. Kokain suda eritilip enjekte edilir. 20 sn. içinde etki eder. Enjekte edilen madde saf ve steril olmadığı için risklidir. İğne paylaşımı Hepatit B ve C (Sarılık) ve AIDS dahil enfeksiyon riski getirir. Bu yöntem aynı zamanda crack kullanımı içinde geçerlidir.
Dumanını içe çekme (smoking) adı verilen bir başka yöntem ise beyne kokaini göndermenin en hızlı yoludur. Crack formu bu yolla kullanım içindir. 10 sn. den kısa bir sürede etki eder. En kolay bağımlılık yapan yol budur.
Koka bitkisi nemli ve sıcak iklimleri sevmektedir. Bu yüzden Orta ve Güney Amerika ülkelerinde, çoğunlukla da Peru, Bolivya, Brezilya, Ekvador ve Kolombiya’da doğal yetişme ortamı bulmaktadır. Bilhassa And Dağlarında bu bitkiye çokça rastlamak mümkündür. Bölgedeki birçok yerli kabile halen hafif, uyarıcı bir etki amacıyla koka yaprakları çiğnemektedir. Koka bitkisinin yapraklarında tabii olarak bulunan stimulan uyarıcı bir maddedir. Bu yapraklar B1 vitamini, ribofilavin ve C vitamini ile protein gibi besleyici maddeler de içerir. 55-60 gr kadar koka yaprağı erişkin bir kimsenin günlük minimum vitamin ihtiyacını karşılar. Koka yapraklarının Avrupa’ya İspanyollar tarafından götürülmesine rağmen kokain Avrupa ‘da büyük bir ilgi uyandırmadı. Bu ilgi eksikliği uzun deniz yolculuğu sırasında koka yapraklarının bozulması ve bunun sonucu düşük miktarda aktif madde içermesi ile açıklanabilir. Ayrıca Avrupa iklimi bu bitkinin yetişmesi için uygun değildir.
Bilim adamaları kokaini bitkinin yapraklarından 1860 yılından kısa bir süre önce elde etmişlerdir. Kokainin izolasyonu, kimyasal özellikleri ve farmakolojik adlandırılması ilk defa Alman kimyacı Albert Niemann tarafından başarıldı. Aynı zamanda İtalyan Nörolog Paola Mantegatta kendisinde deneyip bulduğu psikolojik etkilerini ayrıntılı olarak tarif etti.
Kokain kullanmada en sık kullanılan yol burna çekme (snorting) dir. Popüler metod, bir ayna üzerinde kokainden çizgiler yapmak ve bir çubuk ya da rulo yapılmış banknot ile burundan derin nefes alarak çekmektir. Yaklaşık olarak 3 dk. İçerisinde etkisini göstermeye başlar. Yüksek dozda burundan alınması halinde burnun çekilen deliğinin bulunduğu yüzün bir bölümü uyuşur ve bir süre sonra da kasılarak kısmi felç yaratabilir. Alkol ile alındığında bulantı, kusma, bas dönmesi olur. Terleme, gözlerde hassaslık, yabancılaşma görülür. Kokain kullanmada kullanılan diğer bir yöntem ise enjeksiyon (shooting) dur. Burundan çekme (snorting) yöntemine göre daha risklidir. Kokain suda eritilip enjekte edilir. 20 sn. içinde etki eder. Enjekte edilen madde saf ve steril olmadığı için risklidir. İğne paylaşımı Hepatit B ve C (Sarılık) ve AIDS dahil enfeksiyon riski getirir. Bu yöntem aynı zamanda crack kullanımı içinde geçerlidir.
Dumanını içe çekme (smoking) adı verilen bir başka yöntem ise beyne kokaini göndermenin en hızlı yoludur. Crack formu bu yolla kullanım içindir. 10 sn. den kısa bir sürede etki eder. En kolay bağımlılık yapan yol budur.
Etiketler:
kokain,
Stimulant Uyuşturucular,
uyuşturucu
Uyuşturucu Etkileri Kodein
Kodein, haşhaş kozası ve afyonda mevcuttur. Kodein ilk olarak 1833 yılında Fransa’da, Bobliquet tarafından afyondan ayrıştırılmıştır. Kodeinle ilk klinik araştırmayı 1834 yılında yapan Barbier, 65-130 miligram arasında değişen miktarlarında uyuşturucu ve uyku verici etkisi olduğunu göstermiş, buna keyif hali ve rahatlık veren etkileri de eklemiştir.
Tıp alanında kodein genellikle morfinden kimyasal süreçlerle elde edilir. Kodein kelimesi Yunanca ‘Haşhaş Başı’ demektir. Beyaz renkli, kokusuz ve acımsı tatta toz ve tablet halinde bulunur. Ağrı kesici olarak morfine göre 1/10’dur. Argoda ‘okul çocuğu’ olarak bilinmektedir. Tıpta kullanılış sebebi, merkezi sinir sistemini etkileyerek öksürük refleksini ortadan kaldırma tesiridir. Bu yüzden bazı kuru öksürüklerde, doktorun lüzum görmesiyle geçici olarak kullanılabilir. Diğer ağrı kesicilere katılarak daha kuvvetli etki elde etmek için de kullanılmaktadır. Morfinden daha zayıf bir narkotik olup alışkanlık yapma derecesi de azdır. Bu yüzden çok kullanılan bir uyuşturucudur. Ağrı dindirme etkisi aspirinden çok yüksektir. Analgesik etkisi morfine göre daha azdır. Ancak iyi bir öksürük dindiricidir. Uyuşturma etkisi 2-3 saat kadardır.
Astımlı kimseler için tehlikelidir. Kodeinin alışkanlık yapma derecesi daha az olmakla beraber, morfin ve eroin alanlar bunları bulamadıklarında kodeine başvururlar. Kodeinin toksik etkisi de nispeten azdır. Kodein ihtiva eden öksürük şurupları yaygındır. Öksürük ilaçları halinde suistimal edilen kodedinin bağımlılık yaratması için, uzun bir süre ve çok miktarlarda alınması gerekir.
Tıp alanında kodein genellikle morfinden kimyasal süreçlerle elde edilir. Kodein kelimesi Yunanca ‘Haşhaş Başı’ demektir. Beyaz renkli, kokusuz ve acımsı tatta toz ve tablet halinde bulunur. Ağrı kesici olarak morfine göre 1/10’dur. Argoda ‘okul çocuğu’ olarak bilinmektedir. Tıpta kullanılış sebebi, merkezi sinir sistemini etkileyerek öksürük refleksini ortadan kaldırma tesiridir. Bu yüzden bazı kuru öksürüklerde, doktorun lüzum görmesiyle geçici olarak kullanılabilir. Diğer ağrı kesicilere katılarak daha kuvvetli etki elde etmek için de kullanılmaktadır. Morfinden daha zayıf bir narkotik olup alışkanlık yapma derecesi de azdır. Bu yüzden çok kullanılan bir uyuşturucudur. Ağrı dindirme etkisi aspirinden çok yüksektir. Analgesik etkisi morfine göre daha azdır. Ancak iyi bir öksürük dindiricidir. Uyuşturma etkisi 2-3 saat kadardır.
Astımlı kimseler için tehlikelidir. Kodeinin alışkanlık yapma derecesi daha az olmakla beraber, morfin ve eroin alanlar bunları bulamadıklarında kodeine başvururlar. Kodeinin toksik etkisi de nispeten azdır. Kodein ihtiva eden öksürük şurupları yaygındır. Öksürük ilaçları halinde suistimal edilen kodedinin bağımlılık yaratması için, uzun bir süre ve çok miktarlarda alınması gerekir.
Etiketler:
Kodein,
Stimulant Uyuşturucular,
uyuşturucu
Uyuşturucu Etkileri Eroin
1897 yılında kimyager Felix Hoffman tarafından bulunan eroin, baz morfinin çeşitli kimyasal işlem ve süreçlerden geçmesi sonucu elde edilir. Beyazdan açık kahverengiye kadar değişik renklerde bulunabilen, kokusuz, acı, kristal, toz bir maddedir. Kapsül veya tablet haline de getirilebilir. Esmer olanlar ‘Meksika eroini’ pembe olanlar ‘Çin Eroini’ olarak piyasada bulunabilmektedir. Renklerine göre 1 numaradan 4 numaraya kadar sıralanmaktadır.
Eroinin elde edilmesinden kullanılan en önemli kimyasal madde ‘Asetik Anhidrit’tir. 1 kg. eroin elde edebilmek için en basit formül, 2 kg. asetik anhidrit +1 kg. baz morfindir. Eroin elde edilmesinde asetik anhidritle beraber, sodyum karbonat, hidroklorik asit, alkol, eter kullanılmaktadır. Eroin morfinden 4-10 defa daha güçlü bir maddedir.
Şiddetli bağımlılık yapan ve uyuşturucu maddeler arasında en tehlikelisi olan eroini 1-2 defa kullanmakla bağımlılık gelişir. 24 saatlik dozu 0.02-0.5 gr.dır. Eroin bağımlısı kişi bunu 50 misline kadar çıkarabilir ve günde 2 gr. veya daha fazla eroin kullanabilir. Bağımlıdaki ortalama günlük doz 1 gr. kadardır. Bu gün yasal olarak üretilmeyen ancak dünyanın çeşitli yerlerinde gözden uzak laboratuarlarda kaçak olarak imal edilen eroine uyuşturucu piyasasında yoğun bir talep vardır ve dünyada eroin bağımlılarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Burna çekme (Snorting); teneffüs yoluyla
Ağızdan
Enjeksiyon (Shooting)
Eroin, yukarıda yazılı 3 yöntemle kullanılabilir. Bu yöntemlerden burundan çekme yöntemi baş parmak ile işaret parmağının gerilerek, oluşan çukur içine eroin konulması ve derin derin solunarak burun yolu ile çekilmesiyle gerçekleşir.
Ağızdan kullanma yöntemi pek başvurulmayan bir yöntem olmakla birlikte eroin, dumanının içine çekilmesi suretiyle de kullanılabilir. Bunun için bir alüminyum üzerine eroin tozu konulur ve alttan ısıtılarak dumanı solunum yoluyla içeri çekilir. Bu kullanış şekli daha çok Uzak Doğu ülkelerinde mevcuttur.
Enjeksiyon yöntemi en çok tercih edilen ve en bilinen yöntemdir. Enjeksiyon yönteminde eroin sulandırılarak (alkol veya limon suyu ile) enjektöre çekilir ve damar içine şırınga edilir. 20 sn’ de etki eder. Enjekte edilen madde saf ve steril olmadığı için risklidir. Bundan dolayı Hepatit B, C (sarılık)
ve AIDS gibi hastalıklara yakalanma riski çok yüksektir.
Eroin kullanan kişi uyuşuk görünür ve dalar, kusar, kaşınır veya göz bebekleri toplu iğne başı gibi küçülür. Ayrıca; iştahın kapanması, uyku bozukluğu, ağır nefes alma, cinsel isteksizlik ve kabızlık vardır. Yoksunluk çeken eroin bağımlıları genellikle hoş olmayan, üşütmeye benzer bulgulardan yakınırlar. Kusabilir, aşırı terler, mide krampları geçirir, tüm vücutları ağrır, diyare olur, burun akması, sıcak-soğuk kızarmalar, depresyon ve rahatsızlık geçirirler. Eroin yoksunluğu, değişebilmekle beraber, son kullanımdan sekiz saat sonra ortaya çıkar ve üç gün ile bir hafta arası sürebilir. Yoksunluk ikinci ve üçüncü günde zirveye ulaşır.
Eroin başlangıçta endişe, sıkıntı ve ruhi gerginliği azaltır, geçici ferahlık verir, rüya alemine daldırır ve düşünceler zorluksuz akar. Sedatif olarak etki eder; kişi sakin, endişesiz ve sıkıntısızdır. Esasen eroinin verdiği sahte zindelik ve neşe geçici bir reaksiyondur, çabuk geçer. Daha sonra kişinin uyuşuk bi hali vardır. Zihinsel bulanıklık olur ve düşünce sırasında fikir akışını sürdürmek zorlaşır. Bir konu üzerine konsantrasyon kabiliyeti zorlaşır. Dikkatini bir konu üzerinde toplayamaz. Hareketlerde azalma, harekete karşı bir isteksizlik ve çevreye karşı ilgisizlik gelişir. Kullanıcı kimse etrafa boş gözlerle bakar ve kişinin estetik tarafı, sosyal ilgisi ve sevgi kaybolur.
Eroin libidoyu ve seksüel performansı deprese eder. Cinsel istek sıfırdır, ereksiyon ve ejekülasyon olmaz. Zamanla karakter yıkılması olur ve kullanıcı kişinin moral olgunlaşması yavaş yavaş çözülür. Ayrıca kişi doğru ile yanlışı, faydalı ile faydasızı ayırt edemez, nasihat dinlemez. Eroin bulmak için her çareye başvurur.
Eroinin elde edilmesinden kullanılan en önemli kimyasal madde ‘Asetik Anhidrit’tir. 1 kg. eroin elde edebilmek için en basit formül, 2 kg. asetik anhidrit +1 kg. baz morfindir. Eroin elde edilmesinde asetik anhidritle beraber, sodyum karbonat, hidroklorik asit, alkol, eter kullanılmaktadır. Eroin morfinden 4-10 defa daha güçlü bir maddedir.
Şiddetli bağımlılık yapan ve uyuşturucu maddeler arasında en tehlikelisi olan eroini 1-2 defa kullanmakla bağımlılık gelişir. 24 saatlik dozu 0.02-0.5 gr.dır. Eroin bağımlısı kişi bunu 50 misline kadar çıkarabilir ve günde 2 gr. veya daha fazla eroin kullanabilir. Bağımlıdaki ortalama günlük doz 1 gr. kadardır. Bu gün yasal olarak üretilmeyen ancak dünyanın çeşitli yerlerinde gözden uzak laboratuarlarda kaçak olarak imal edilen eroine uyuşturucu piyasasında yoğun bir talep vardır ve dünyada eroin bağımlılarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Burna çekme (Snorting); teneffüs yoluyla
Ağızdan
Enjeksiyon (Shooting)
Eroin, yukarıda yazılı 3 yöntemle kullanılabilir. Bu yöntemlerden burundan çekme yöntemi baş parmak ile işaret parmağının gerilerek, oluşan çukur içine eroin konulması ve derin derin solunarak burun yolu ile çekilmesiyle gerçekleşir.
Ağızdan kullanma yöntemi pek başvurulmayan bir yöntem olmakla birlikte eroin, dumanının içine çekilmesi suretiyle de kullanılabilir. Bunun için bir alüminyum üzerine eroin tozu konulur ve alttan ısıtılarak dumanı solunum yoluyla içeri çekilir. Bu kullanış şekli daha çok Uzak Doğu ülkelerinde mevcuttur.
Enjeksiyon yöntemi en çok tercih edilen ve en bilinen yöntemdir. Enjeksiyon yönteminde eroin sulandırılarak (alkol veya limon suyu ile) enjektöre çekilir ve damar içine şırınga edilir. 20 sn’ de etki eder. Enjekte edilen madde saf ve steril olmadığı için risklidir. Bundan dolayı Hepatit B, C (sarılık)
ve AIDS gibi hastalıklara yakalanma riski çok yüksektir.
Eroin kullanan kişi uyuşuk görünür ve dalar, kusar, kaşınır veya göz bebekleri toplu iğne başı gibi küçülür. Ayrıca; iştahın kapanması, uyku bozukluğu, ağır nefes alma, cinsel isteksizlik ve kabızlık vardır. Yoksunluk çeken eroin bağımlıları genellikle hoş olmayan, üşütmeye benzer bulgulardan yakınırlar. Kusabilir, aşırı terler, mide krampları geçirir, tüm vücutları ağrır, diyare olur, burun akması, sıcak-soğuk kızarmalar, depresyon ve rahatsızlık geçirirler. Eroin yoksunluğu, değişebilmekle beraber, son kullanımdan sekiz saat sonra ortaya çıkar ve üç gün ile bir hafta arası sürebilir. Yoksunluk ikinci ve üçüncü günde zirveye ulaşır.
Eroin başlangıçta endişe, sıkıntı ve ruhi gerginliği azaltır, geçici ferahlık verir, rüya alemine daldırır ve düşünceler zorluksuz akar. Sedatif olarak etki eder; kişi sakin, endişesiz ve sıkıntısızdır. Esasen eroinin verdiği sahte zindelik ve neşe geçici bir reaksiyondur, çabuk geçer. Daha sonra kişinin uyuşuk bi hali vardır. Zihinsel bulanıklık olur ve düşünce sırasında fikir akışını sürdürmek zorlaşır. Bir konu üzerine konsantrasyon kabiliyeti zorlaşır. Dikkatini bir konu üzerinde toplayamaz. Hareketlerde azalma, harekete karşı bir isteksizlik ve çevreye karşı ilgisizlik gelişir. Kullanıcı kimse etrafa boş gözlerle bakar ve kişinin estetik tarafı, sosyal ilgisi ve sevgi kaybolur.
Eroin libidoyu ve seksüel performansı deprese eder. Cinsel istek sıfırdır, ereksiyon ve ejekülasyon olmaz. Zamanla karakter yıkılması olur ve kullanıcı kişinin moral olgunlaşması yavaş yavaş çözülür. Ayrıca kişi doğru ile yanlışı, faydalı ile faydasızı ayırt edemez, nasihat dinlemez. Eroin bulmak için her çareye başvurur.
Etiketler:
eroin,
Merkezi Sinir Sistemi,
uyuşturucu
Uyuşturucu Etkileri Afyon
AFYON
Afyon, haşhaş kozasının çentiklenmesi (çizilmesi) suretiyle akan süt gibi beyaz usaresinden (özsu) elde edilmektedir. Hava ile temas ettikçe koyulaşır ve kahverengileşir. Haşhaş her sene tohumdan yetişen beyaz, pembe, kırmızı ve mor renkte çiçek açan (temel renk beyazdır) bir bitkidir. Olgunlaşan haşhaş bitkisinde, fındık ve küçük portakal büyüklüğünde bir kapsül (koza) oluşur. Kozanın kendisi bir uyuşturucu madde değil, afyon ve türevlerinin elde edildiği bir kaynaktır. Koza, afyon ve türevlerini ihtiva etmesi yanında, pasta ve çöreklerde kullanılan, yağı çıkarılabilen tohumları da ihtiva eder. Afyon grubuna dahil uyuşturucu maddeler merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşukluk yaratan, fevkalade tesirli, kliniklerde kullanılan eczalardır. Bu gruptaki eczalar tıbbi alanda bilhassa ağrıları dindirmekte kullanılır ve faydalı vasıfları vardır.
Haşhaş, iklim ve toprak şartları bakımından çok geniş yetişme yöresine sahip bir yıllık, kazık köklü bir bitkidir. Nispeten killi fakat su tutmayan topraklarda iyi yetişir. Çorak veya rutubetli tarlalar uygun değildir. Haşhaşın yasal olarak Hindistan, Japonya, Çin, Avustralya, Fransa, İspanya, Macaristan ve Türkiye’de ekimi yapılmaktadır. Yasadışı haşhaş ekimi Altın Üçgen adı verilen Burma, Laos ve Tayland ülkelerinde ve Altın Hilal denilen İran, Afganistan ve Pakistan’da yapılmaktadır. Dünya afyon üretiminde Afganistan’ın yaklaşık %70 ve Burma’nın %23 gibi bir ağırlığı vardır. Bir haşhaş tarlasından 60 kg. kapsül elde edilmektedir. Kapsülün afyona oranı % 0.4 tür. İlkbahar ve sonbaharda ekimi yapılan haşhaşın kapsülü, çiçeklerin dökümünden takriben 10 gün sonra çentiklenerek ham afyon elde edilir.
Afyon yutarak, çiğnenerek alınabileceği gibi sigara ile de içilebilir. Hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın aynı tesiri gösterir. Başlangıçta varsa ağrıları azalır, üzüntüler kaybolur, sıkıntılar geçer ve geçici bir keyif hali başlar. Afyonkeşler bu keyif haline balayı derler. Fakat bu keyif hali çok kısa sürer. Ardından mide bulantısı, baş dönmesi, renk solması, kalp ve solunum yavaşlaması ile birlikte zehirlenme hali baş gösterir. Afyon çok miktarda ve birden alınmışsa kullanan kimseyi komaya sokar ve ölüm tehlikesi belirir.
Afyonun tadı acı, kokusu keskin ve nahoştur. İçinde 20’ den çok alkaloid bulunur. Morfin, afyon içinde en yüksek oranda bulunan alkaloiddir. Afyon içinde bulunan, farmasötik ve terapötik yönden önemli olan alkaloidler, kimyasal bakımdan iki gruba ayrılır.
Afyon, haşhaş kozasının çentiklenmesi (çizilmesi) suretiyle akan süt gibi beyaz usaresinden (özsu) elde edilmektedir. Hava ile temas ettikçe koyulaşır ve kahverengileşir. Haşhaş her sene tohumdan yetişen beyaz, pembe, kırmızı ve mor renkte çiçek açan (temel renk beyazdır) bir bitkidir. Olgunlaşan haşhaş bitkisinde, fındık ve küçük portakal büyüklüğünde bir kapsül (koza) oluşur. Kozanın kendisi bir uyuşturucu madde değil, afyon ve türevlerinin elde edildiği bir kaynaktır. Koza, afyon ve türevlerini ihtiva etmesi yanında, pasta ve çöreklerde kullanılan, yağı çıkarılabilen tohumları da ihtiva eder. Afyon grubuna dahil uyuşturucu maddeler merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşukluk yaratan, fevkalade tesirli, kliniklerde kullanılan eczalardır. Bu gruptaki eczalar tıbbi alanda bilhassa ağrıları dindirmekte kullanılır ve faydalı vasıfları vardır.
Haşhaş, iklim ve toprak şartları bakımından çok geniş yetişme yöresine sahip bir yıllık, kazık köklü bir bitkidir. Nispeten killi fakat su tutmayan topraklarda iyi yetişir. Çorak veya rutubetli tarlalar uygun değildir. Haşhaşın yasal olarak Hindistan, Japonya, Çin, Avustralya, Fransa, İspanya, Macaristan ve Türkiye’de ekimi yapılmaktadır. Yasadışı haşhaş ekimi Altın Üçgen adı verilen Burma, Laos ve Tayland ülkelerinde ve Altın Hilal denilen İran, Afganistan ve Pakistan’da yapılmaktadır. Dünya afyon üretiminde Afganistan’ın yaklaşık %70 ve Burma’nın %23 gibi bir ağırlığı vardır. Bir haşhaş tarlasından 60 kg. kapsül elde edilmektedir. Kapsülün afyona oranı % 0.4 tür. İlkbahar ve sonbaharda ekimi yapılan haşhaşın kapsülü, çiçeklerin dökümünden takriben 10 gün sonra çentiklenerek ham afyon elde edilir.
Afyon yutarak, çiğnenerek alınabileceği gibi sigara ile de içilebilir. Hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın aynı tesiri gösterir. Başlangıçta varsa ağrıları azalır, üzüntüler kaybolur, sıkıntılar geçer ve geçici bir keyif hali başlar. Afyonkeşler bu keyif haline balayı derler. Fakat bu keyif hali çok kısa sürer. Ardından mide bulantısı, baş dönmesi, renk solması, kalp ve solunum yavaşlaması ile birlikte zehirlenme hali baş gösterir. Afyon çok miktarda ve birden alınmışsa kullanan kimseyi komaya sokar ve ölüm tehlikesi belirir.
Afyonun tadı acı, kokusu keskin ve nahoştur. İçinde 20’ den çok alkaloid bulunur. Morfin, afyon içinde en yüksek oranda bulunan alkaloiddir. Afyon içinde bulunan, farmasötik ve terapötik yönden önemli olan alkaloidler, kimyasal bakımdan iki gruba ayrılır.
Etiketler:
afyon,
Merkezi Sinir Sistemi,
uyuşturucu
Uyuşturucu Etkileri Morfin
1.2 MORFİN
Afyonun en önemli alkaloidi olan morfin opiumdan 1817 yılında Hannover’li bir farmakolog Friedrich Helm Sertusner tarafından afyondan ayrıştırılmıştır ve uyutucu tesirinden dolayı mitolojideki uyku tanrıçası ‘Morpheus’ un ismine izafeten isimlendirilmiştir. Beyaz renkli, kokusuz ve acı tatta olup, suda erir. En belirgin özelliği ağrıları gidermesidir. Uyuşturucu ve uyku verici tesiri beyin korteksinde asap merkezi üzerindedir. Toz veya plaka halinde (tablet) bulunabilir.
Solunum ve öksürük merkezini uyuşturur, kusma merkezini uyarır, göz bebeklerini ileri derecede daraltır, kabızlık yapar, en büyük etkisi merkezi sinir sisteminde görülür. Geçici bir uyarılma devresinden sonra, sinir merkezleri felce uğrar ve kişi acıyı duymaz hale gelir. Morfin, kolaylıkla alışkanlık yapabilen bir maddedir. Bu yüzden alışanlar tarafından devamlı kullanılmaktadır. Bu etkilerinin haricinde kendini iyi hissetme, kendinden emin olma duygusu (öfori) meydana getirir. Bazı mental olayları kolaylaştırırken, bazılarını zorlaştırır. Normal kişilerin %10’unda öfori meydana getirirken, morfin bağımlılarının %80’inde öfori yapar.
Orta ağırlıklı bir yetişkin için morfinin optimal dozu 8-15 mg/gündür. 10 mg’lık morfin, hastaların %90’ında orta derecede bir ameliyat sonu ağrısı kaldırır. Morfin hidroklorünün bir kerelik maksimum dozu 0.03 gr. ve bir günlük maksimum dozu 0.10 gr.dır. Çabuk tesir ettiği için genellikle cilt altı yol kullanılır. Cilt altına verilen morfinin enjeksiyonu takiben %60’ının ilk 30 dk. İçinde etkili olduğu tahmin edilmektedir. Cilt altına enhjekte edildikten sonra 30-60 dakikada beyin dokusundaki konsantrasyonu maksimuma ulaşır. Morfin dalak, karaciğer ve böbrekler gibi organlarda toplanır
Kullanan kişinin içinde bulunan korku, endişe veya ruh sıkıntıları gider, yalanca bir keyif hali başlar. Fakat bu keyif hali asla uzun sürmez. Ağrılar, sızılar, bezginlik, ruh sıkıntıları eskisinden daha fazla olarak yeniden ortaya çıkar. Uyuşukluk, sersemlik, halsizlik, uyuklama hali başlar. Kullanıcı bir şey düşünemez, vücudu kırgın ve sanki dövülmüş gibi yorgundur. Hareket etmeye takati yoktur. Kalp çarpar, soğuk terler başlar, el ayak buz kesilir, ağzı kurur, mafsalları ve belinde şiddetli ağrılar olur. Talatsızlık ve bitkinlik kendisini perişan eder. Ölecekmiş gibi bir heyecan ve korku içinde çarpınmakta, artık morfinsiz hiçbir şey yapamamaktadır. Bütün bunlardan kurtuluş için çareyi yeniden kullanmakta arar. Morfin bulamazsa kriz geçirmeye başlar
Resim 4 : Morfinin toz hali
Resim 5 : Morfin örneği
Afyonun en önemli alkaloidi olan morfin opiumdan 1817 yılında Hannover’li bir farmakolog Friedrich Helm Sertusner tarafından afyondan ayrıştırılmıştır ve uyutucu tesirinden dolayı mitolojideki uyku tanrıçası ‘Morpheus’ un ismine izafeten isimlendirilmiştir. Beyaz renkli, kokusuz ve acı tatta olup, suda erir. En belirgin özelliği ağrıları gidermesidir. Uyuşturucu ve uyku verici tesiri beyin korteksinde asap merkezi üzerindedir. Toz veya plaka halinde (tablet) bulunabilir.
Solunum ve öksürük merkezini uyuşturur, kusma merkezini uyarır, göz bebeklerini ileri derecede daraltır, kabızlık yapar, en büyük etkisi merkezi sinir sisteminde görülür. Geçici bir uyarılma devresinden sonra, sinir merkezleri felce uğrar ve kişi acıyı duymaz hale gelir. Morfin, kolaylıkla alışkanlık yapabilen bir maddedir. Bu yüzden alışanlar tarafından devamlı kullanılmaktadır. Bu etkilerinin haricinde kendini iyi hissetme, kendinden emin olma duygusu (öfori) meydana getirir. Bazı mental olayları kolaylaştırırken, bazılarını zorlaştırır. Normal kişilerin %10’unda öfori meydana getirirken, morfin bağımlılarının %80’inde öfori yapar.
Orta ağırlıklı bir yetişkin için morfinin optimal dozu 8-15 mg/gündür. 10 mg’lık morfin, hastaların %90’ında orta derecede bir ameliyat sonu ağrısı kaldırır. Morfin hidroklorünün bir kerelik maksimum dozu 0.03 gr. ve bir günlük maksimum dozu 0.10 gr.dır. Çabuk tesir ettiği için genellikle cilt altı yol kullanılır. Cilt altına verilen morfinin enjeksiyonu takiben %60’ının ilk 30 dk. İçinde etkili olduğu tahmin edilmektedir. Cilt altına enhjekte edildikten sonra 30-60 dakikada beyin dokusundaki konsantrasyonu maksimuma ulaşır. Morfin dalak, karaciğer ve böbrekler gibi organlarda toplanır
Kullanan kişinin içinde bulunan korku, endişe veya ruh sıkıntıları gider, yalanca bir keyif hali başlar. Fakat bu keyif hali asla uzun sürmez. Ağrılar, sızılar, bezginlik, ruh sıkıntıları eskisinden daha fazla olarak yeniden ortaya çıkar. Uyuşukluk, sersemlik, halsizlik, uyuklama hali başlar. Kullanıcı bir şey düşünemez, vücudu kırgın ve sanki dövülmüş gibi yorgundur. Hareket etmeye takati yoktur. Kalp çarpar, soğuk terler başlar, el ayak buz kesilir, ağzı kurur, mafsalları ve belinde şiddetli ağrılar olur. Talatsızlık ve bitkinlik kendisini perişan eder. Ölecekmiş gibi bir heyecan ve korku içinde çarpınmakta, artık morfinsiz hiçbir şey yapamamaktadır. Bütün bunlardan kurtuluş için çareyi yeniden kullanmakta arar. Morfin bulamazsa kriz geçirmeye başlar
Resim 4 : Morfinin toz hali
Resim 5 : Morfin örneği
Etiketler:
Merkezi Sinir Sistemi,
Morfin,
uyuşturucu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)